Büyülü Dağ İnceleme

    Kapitalist toplum kavramlarının sınırlarını zorlayan; ölüm ile yaşam, sorumluluk ile arzu, beden ile ruhun ayrılamaz bütünlükleri arasındaki armagedonda kaybolunan büyülü kitap.

    Hikaye ise Hans'ın kentli öğretilerinin çarpık bir beden içindeki çarpık aşkla, çarpık düşünceler ve çarpık insanlarla yok edilmesi bir nevi. Hayatta açık bir gayesi olan (belki de hayatı akışına bırakmış bir insan demeliyiz) Hans, sanatoryumdaki zamansızlığında ölümün ve ruhun sonsuz yapısını hisseder. Ruha olan sevdası; doğal ve özgür olana sevgiye dönüşüyle bir insanda cisimleşir. Bu noktadan sonra Hans'ın hikayesine disiplinin, otoritenin ve mantığın; saf, doğal, kaba ve mantıksıza kavgası da katılır. Araftaki kahramanın dilemadaki şeytanı ve İsa'sı ise italyan mason bir hümanist ve yahudi asıllı bir cizvittir. Burjuva cumhuriyetini savunan, dededen Fransız devrimcisi, ruhu bedenden ayırmayan, ilerlemeye ve pozitif bilimlere bağlı edebiyatçı Settembrini ile ortaçağ skolastik düşünce çizgisinde, ruhun önemini yücelten, bilimin sonsuzluk karşısındaki aczi ile dalga geçen proleter devrimci Naphta arasındaki çekişme Hans'ın zaman, beden ve ruh diyalektini şekillendirirken insanlığın korkunç geleceğine de ışık tutuyor.