Mutluluk, Diogenes, Zenon, Schopenhauer – 2 - Freud

   Benzer şekilde arzulara ket vurmak ve Nirvana kavramlarını budismde gördüğümüz gibi Freud’da da rastlarız.


    Freud’da göre psikolojik metaanaliz üç kavram üzerinden ilerlemeliydi: dinamik, topografik ve ekonomik. Bu yorumların ana çekirdeğini ise dualiteler oluşturuyordu: haz ve hazsızlık, ben ve realite, etken ve edilgen. Bu kavramlardan olan haz ise organizmanın son tahlilde ulaşmayı ereklediği ve hazsızlıktan kaçınmaya çalıştığı şeklindeki görece bariz bir gözleme dayanıyordu. Böylece ekonomik yorumlamanın birimini haz oluşturuyordu.


   İnsanoğlunun bireysel gelişimindeki önemli adımlardan biri de içsel ve dışsalı ayırt edebilmesiydi. Bilinçaltımızdan gelen içgüdüler ile dış dünyadan edindiğimiz algıların kesişmezliği bir gerçeklik sorgulamasını ve baskılamayı gerektirirdi.   Böylece içgülerimiz bilinçaltından bilince aktarılmadan önbilinçte reddedilip baskılanırlardı.


   Tüm bunların yanında ben-ilgisinin nesne-ilgisine ilerlediği, arada oral ve anal evrelerin de bulunduğu bir gelişme yaşanıyordu. Sonraki yıllarında Freud; özsevgi içgüdüsünü ölümle ve cinsel içgüdüyü yaşamla bağdaştıracaktır. Çünkü içgüdülerimiz ona göre tutucu bir yapı sergiler ve ilk halleri olan devinimsiz cansız haline dönmeye çalışırlar lakin daha kısa süreyi kapsayan tutuculuk istekleri ‘hayatta kalma’ içgüdüsünü oluşturur.  Cinsel içgüdüler ise bu devinimi devam ettirmeyi amaçlarlar.


   Bu ön bilgilerin ışığında mutluluğun doğasının haz odaklı içgüdüsel baskılara kendimizi bırakmak yerine hazsızlıktan kaçınma yoluyla işlediği fikrine Freud’un da çok uzak olmadığını çıkarabiliyoruz. Ancak Freud’un buna getirdiği bakış açısı da şudur: Haz yenilikten gelir. İnsan doğası sürekli aynı şeyi tekrarlayarak mutluluğa ulaşamaz, doğası gereği yeninin peşinde olmak zorundadır. Ayrıca baskılama içgüdüyü yok etmez, aksine yansıtır, kendisini farklı şekillerde manifesto etmesine neden olur. O halde arzularımızı tamamen görmezden gelmek çözümümüz olamaz.


   Bir de süperego kavramı vardır. İster nesne-ilgimizin çocukluğumuzu yüceltmesinden ister Ödipus sürecinde ebeveynlerden birini özümsememiz sonucu olsun; süperego, oluşturduğu benlik ideali doğrultusunda egoyu yargılamaktadır. Histerik hastalarda olduğu kadar normal insanlarda da  standartı karşılayamama ya da beklenen ilgiyi görememe değersizlik hissi doğuracaktır. Süperegonun gerçekçilikten uzak acımasız değerlendirmeleri ve içgüdülerin sürekli direnci ile ego sıkıştırılacaktır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder